Hayrettin YAZICI - İÇİMİZDEKİ YOL

YAZARLAR 17:30 / 13.02.2026 Baxış sayı: 1517

 

İnsan ruhu birçok katmandan oluşur. Ruhumuz da bedenimiz gibi bir özden getirdikleriyle ve sonradan edindikleriyle beslenip durur. Ruhumuzun, belki yalnızca kendi ruhumun, çünkü başkası olma imkânım yok, en derininde bizimle birlikte sürgit devam eden bir iyilik, güzellik ve doğruluk yolu vardır. Literatürde “vicdan” diye adlandırılan şey de bu yol olmalıdır. Orada hiçbir kötülüğe yer yoktur. İnsan cenneti galiba içinde taşıyor desek yeridir.

Bunun üzerine inşa edilen bütün katmanlar ve yollar bildiğimiz insan işidir; yani kendi irademizle yapıp ettiklerimizdir. En derinlerimizde bulunan bu yol sürekli trafiğe açık ve faaldir. Onu işletip işletmemek tamamen bireye aittir.

Buraya yüklediğimiz anlama bakıp bir de hayata baktığımızda görüyoruz ki bu yolu herkes kullanmıyor; kimileri işletmiyor, kimileri de bilinçli bir tercihle başka yolları seçiyor. Oysa hangi hâl ve durumda olursak olalım, buraya müracaat etmeyi unutmamamız gerekir. Bütün yollarımızı bu yola bakarak inşa etmeli, hayat trafiğimizi ona göre düzenlemeliyiz.

Hayat bize bunun herkes için böyle olmadığını gösteriyor. Yoksa bu kadar insafsızın aramızda ne işi olabilirdi?

Mücerretler ve mecburiyetlerin neden olduğu bir trafik karışıklığına ben de katılıyorum. Hayatta her şey elimizde ve bize göre değildir. Hayatımızın tamamını bizim örme imkânımız yoktur; dahası, çoğunu başkaları örer. Bu yüzden mücerretler ve mecburiyetler dünyası bizi yolumuzdan alıkoyabilir. Seviyesi farklı olmakla birlikte bu durum her insan için az çok böyledir. Bu dünyayı zorlarsınız da başaramayabilirsiniz. İnsanın mecbur ve mahkûm olduğu durumlar vardır; bunu ben de kabul ederim.

Burada kötü olan, bunun farkında olmamak ya da farkında olunduğu hâlde görmezden gelmek, yok saymak; bile bile trafik kazalarına neden olmak ve bundan keyif almaktır. Bu, bir yönüyle hayatı mücerret ve mecburiyetlerden ibaret saymak; diğer yönüyle vicdanı bütünüyle yok saymaktır. Kötülüklerin bu kadar başat konuma yükseldiği bu düzlemde, yok sayanların neredeyse kahir ekseriyeti oluşturduğunu üzülerek görüyoruz.

Oysa yapılması gereken, bu merkezle bir ömür irtibatı kesmemektir. Kendimizi denetlemenin, sigaya çekmenin ve hizaya getirmenin yolunun içimizden geçtiğini bilmemiz gerekir. Bunu bilmememiz, onun yokluğuna delalet etmez. Ötelerle bağ ve irtibat kurmak da bu yoldan geçer. Bu yola uğramadan gidilebilecek iyi, doğru ve güzel hiçbir yer yoktur.